Zanka

Geçmiş zamanlarda yaşasaydınız ve bir hükümdar olsaydınız yaptığınız her şey yanınıza kâr kalabilirdi. Kimse sizden hesap sormazdı.

Çünkü sizin ve ailenizin Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi olduğunuz, hükümdarlığınız altında yaşayan bütün insanlardan üstün olduğunuz kabul edilirdi. Asaletinizden, soyunuzdan ötürü en tepede olmanız olağan karşılanır ve bu durumun sorgulanması dahi kabul edilemezdi.

Olası bir isyanda birilerini kılıçtan geçirmek, kazığa oturtmak, kellesini uçurmak; bugün kırmızı ışıkta geçen sürücüye para cezası kesilmesi kadar normaldi.

Yüzyıllar geçti, devir değişti fakat insanoğlunun bir topluluğun mutlak hâkimi olma, ona sorgusuz sualsiz hükmetme sevdası değişmedi.

Kralların, padişahların döneminde yaşamadığımız için monarşi özlemi birtakım problemlere sebep olabiliyor. Çünkü en başta sisteminiz bu sevdayı kabul etmiyor. Geçici bir dönem kabul etmiş gibi gözükse de Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesiyim, ben ne dersem o olur, benim partim ve partimin taraftarları hep galip gelecek, zengin olacak, ülke kaynaklarını bölüşecek düşüncesinin verdiği sarhoşluk, günün birinde seçimi kaybettiğinizde ya da halk seçimlerde hile var, biz seni istemiyoruz diye ayaklandığında, yerini acı gerçeklerle yüzleşmeye bırakıyor. Dediğim gibi monarşinin hüküm sürdüğü dönemlerde yaşasaydık, tatlı sarhoşluğunuzun ölene dek sürmesinde bir sakınca olmazdı. Çünkü başkaca bir yönetim biçimi yoktu.

1922-1943 yılları arasında İtalya'yı yöneten faşist lider Benito Mussolini, İtalya'dan kaçmaya çalışırken yakalanarak kurşuna dizildi. Ölü bedeni ters şekilde asılarak teşhir edildi. Romanya diktatörü Nikolay Çavuşesku halkın sokaklara dökülmesinin ardından, askeri müdahale ile devrildi. 1989'da karısıyla birlikte askeri bir mahkemede yargılandıktan sonra kurşuna dizildi. Buna benzer onlarca örnek verilebilir.

Demokrasi ile gelen demokrasi ile gitmeyi bilmediğinde, Rubicon'u geçip kayıtsız şartsız hükümdarlığını ilan etmeye kalktığında, sonuç kendileri açısından içler acısı bir hâle bürünüyor.

Oysa demokrasi onlara tıkandıklarında, yapamadığında çekilme hakkı veriyor. Oysa demokrasi onlara rakipleriyle dayanışma içinde olmayı,  fikir alma hakkını veriyor. Oysa demokrasi onlara kendilerini ve kadrolarını yenileme hatta feshetme hakkı veriyor. 

İnsani değerleri, ahlaki değerleri, etiği hiçe sayıp şahsi menfaatlerini ülke menfaatlerinin üzerinde tuttuklarında dönülmez bir yola giriyorlar. Akıbetleri bir büyük felaketten başka şey olmuyor. Gün geliyor, demokrasi her şeyin hesabını tek tek soruyor.

Ne yazık ki insan doğası, aç gözlülüğü kenara çekilmeyi kabul etmiyor, o kritik sınır aşıldığında ise bu kez de “Çok kanun çiğnedim, çok usulsüzlük yaptım, çekilirsem bunların hesabını veremem.” deyip sıkı sıkıya hüzünlü sonunu getirecek diktatörlüğe sarılıyor. Hiç şüphesiz ki bu, kısır bir döngü. Çekilmeme sebebi sadece güç sarhoşluğu olmuyor, bir noktadan sonra inersem bana ne yaparlar korkusuna dönüşüyor.

İkinci dünya savaşı sonrasında komünizmle mücadele etme misyonu ile dünya coğrafyasının stratejik bölgelerine demokrasi ihraç etmekle yükümlü olduğunu düşünen ABD'deki darbe girişimi ne kadar da trajikomikti.

Trump’ın mutlak hâkimiyet düşüncesi varsa bile becerisi yoktu ve beceresi olsa bile ülkenin köklü ve güçlü demokrasi geçmişi buna izin vermezdi.  Kongre binasının basılması ABD'nin itibarını yerle bir etti. Düşünün ki Trump arzularının peşinde koşan zeki bir adam olup Rubicon'u geçmeye kalksa ülke ne hâle gelirdi.



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
51