Zanka

Talha Barış Yapıcı

Twitter Instagram


Talha Barış Yapıcı

Bu yazı Pierre Merlet tarafından kaleme alınan “SSCB’de Komünist Muhalefet: Troçkistler” kitabının kısa bir özetini ve değerlendirmesini içermektedir.

 

I. Dünya Savaşı’nın gölgesinde toparlanmaya çalışan ülkeler, bünyelerindeki milletleri kıtlıktan ve yoksulluktan kurtarmaya yönelik çıkar yollar üretmeye çalışıyordu. Rusya’da Komünist düşüncenin temelindeki işçi sınıfı, Ekim Devrimi sonrası iktidarı ele geçirdi. Bu Engels ve Marx’ın Komünist Manifesto’daki “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” sloganının gerçekleşmesi rüyası için atılmış oldukça büyük bir adımdı. Devrime kadarki süreçte Bolşevikler -S.S.C.B.’nin kuruluşu sonrası Sol Muhalefete yapılacağı gibi- çeşitli eziyetlere maruz kalmıştı. Bazıları uzak coğrafyalara sürülmüş, bazıları hapishanelerde çürümüş, bazıları ise suikasta uğramıştı. Bu sürecin sonunun komünistler tarafından siyasi bir zafere ulaştırılmasında ise işçilerden sonra Lenin ve Troçki’nin büyük payı vardı.

Yeni sistemin inşası yolunda yapılan X. Kongre’de ekonomik sistemle alakalı tartışmalar sürerken NEP olarak da bilinen Yeni Ekonomik Politikaya geçildi. Burada dikkat çeken hususlardan biri komünistlerin getirdiği NEP’in köylülere, üretimin fazlasını pazarda serbestçe satmasına izin vermesiydi. Ticaretin serbestleşmesi komünist düşüncenin doğasına aykırıyken geçiş sürecinde Parti doğru olanın ticari serbestliğe izin verilmesi olarak görmüştü.

Parti kongrelerinde ekonomik kararlar başta olmak üzere hemen hemen her konuda bir ihtilaf söz konusuydu. Bu zamanla parti içinde sağ ve sol olarak adlandırılan bazı blokların oluşmasına yol açtı. Sol hizbin başında da Troçki vardı.

1923’te Stalin ve Troçki arasında yıllarca sürecek çatışma belirgin biçimde başlamıştı. Troçki, Stalin’in aksine işçilerin ve gençlerin Komünist Parti’deki etkinliğini arttırmak istiyordu.

Bir yıl sonra Lenin öldü. Stalin’in bizzat dahli olduğu düşünülen bir olay: Lenin’in cenazesinin tarihi sekreterliğe yanlış bildirilmiş ve Troçki hem bu sebeple hem de hastalığı nedeniyle cenazeye katılamamıştı.

Stalin benzer komplolarla gücü eline almış, Troçki taraftarları -komünist rejimin gereği tek parti totaliterliği dolayısıyla- parti içi muhalefet konumunda kalmıştı.

Böylece baskıcı diktatör Stalin yavaş yavaş muhalefeti dağıtmaya yönelik hamlelere girişip ilk iş muhalif diplomatları sürgüne yolladı. Yolsuzlukların önüne geçmek adına -her ne kadar gücün yalnızca bir kişiye verildiği komünist sistemde pek mümkün olmayacağı açık olsa da- Lenin tarafından kurulan Denetleme Komisyonu’nun Stalin döneminde doğru şekilde işlemesi engellenmişti. Bütün bu baskılara rağmen varlığını korumaya çalışan Sol Muhalefet partide kendilerini doğru şekilde ifade edememeleri dolayısıyla Moskova’da gizlice örgütlenmeye başladı.

Bugün halen iktidarda olan Çin Komünist Partisi de Rus Devriminden ilham alarak 1921’de kurulmuş, ÇKP’nin yetiştirdiği bine yakın komünist Sol Muhalefete katılmak için SSCB’ye gelmişti.

XIV. Parti Kongresinden sonra Troçki cephesi güçlenmeye devam ediyordu. Burada Troçki 13 muhalif üye tarafından kabul edilen bir bildiri okudu. Bu bildiriden sonra muhaliflerin cezalandırılmasına karar verilerek “ülke çapında yasadışı, geniş bir örgüt kurma aşamasına geçmekle, bu örgütü partinin karşısına çıkarıp bölünme hazırlığı yapmakla suçlandılar.[1]

Sayıları artan Troçkist grupla birlikte Stalin’in ve Merkez Komite’nin nefreti de aynı ölçüde büyüyordu. Eleştirinin küçük-büyük her türlüsüne karşı bağışıklık geliştiren güç sahipleri neye mâl olursa olsun bütün muhalifleri susturmak istiyordu. Birkaç kişi dahi olsa toplanan muhaliflere karşı yüzlerce iktidar yanlısı gücü onların seslerini kısmak ve darp ettirmek için görevlendiriyorlardı. Sol Muhalefet ise bu süreçte yeni neslin desteğini alarak güçlenmeye devam ediyordu. Ancak toplantılarını apartman dairelerinde gizlice yapmak durumundalardı.

Bu durum yetkinin tek kişi üzerinde toplandığı her oluşumun liderinin mutlak suretle yaşayacağı güç zehirlenmesinin en bariz örneklerindendir. Devlet temelli komünist düşüncenin çıkışında insanın yaşam üzerindeki rolünü kısıtlayıcı kurallar, insanın yaşamını kolaylaştırmak adına bir araç olması gereken ve bireyin yaşamasını sağladığı devlete verilen yetki ile baskının ve totaliterliğin yolunu açmaktadır. Fertlerin kendi elleriyle teslim ettiği bu yetki ve denetlenemezlik, yönetenlerin elinde çok tehlikeli bir silaha dönüşebilir ve dönüşmüştür de.

Troçki’ye; öncülü olduğu Sol Muhalefetin içinden devrimciler, bu baskı ortamından çıkmak ve asıl maksatları olan komünist öğretiyi tüm dünyada hâkim kılma düşüncesini hayata geçirmek için Stalin’e karşı bir darbe yapılıp yapılamayacağını sormuşlardı.

Troçki’nin yanıtı: “[…] Zor kullanmak bizim yöntemimiz değil. Bunu hatırlamanızı istiyorum. Parti içindeki bir soruna, dış olanaklar vasıtasıyla bir çözüm ararsak tarih bizi affetmeyecek.[2]” olmuştu.

Burada kasıt şayet doğru anladıysam bizim olanı, her ne kadar bizden olmasa da dışarıda dövdürtmek istememek. Aynı bakış açısıyla bu açıklamanın tarihinden yaklaşık 50 yıl sonra Sovyet Rusya’nın kara lekelerinden biri olan Çernobil faciasının Komünist Parti tarafından dünyada duyulmaması için bin bir uğraş verilmesi ve bir hata bile olsa bu bizim hatamızdır düşüncesinin etkilerini çoğumuz biliyor olsa gerek. Bu iki örnekten yola çıkarak yalanın, suçun, baskının ve yanlışın bir milleti olmadığını söylemek pek de yanlış olmaz zannediyorum. Bununla mücadele yöntemleri ise elbette tartışılabilir.

 

Stalin, 1927’de Birleşik Muhalefetin tamamen teslim olmasını istediğini belirtmişti. Moskova’daki Birleşik Muhalefet mitinginde Troçki’nin konuşması esnasında elektrikler kesildi ve konuşma mum ışığında gerçekleşti. Muhalefet sistemli biçimde uzaklaştırılmaya, sürülmeye, hapsedilmeye devam ediledursun bazı muhalifler pes etmiş, koltuklarını kaybetmemek adına Merkez Komiteye boyun eğmişlerdi. Bini aşkın muhalif de K.P.’den ihraç edilmişti.

Buna karşın Troçki ömrü boyunca aynı zihniyetle mücadele etmiş, kalan hayatının büyük bölümünü farklı ülkelerde sürgünde geçirmek durumunda kalmıştı. İdealist kimliği, ölümüne bir nefes kala bile fikirlerinin kazanacağını belirtmesinden anlaşılıyordu. Kazanamadı. Tarih hem mücadele edenleri hem mücadele edilenleri yazdı. Onların ideolojisi uygulandığı en büyük iki ülkede: Çin’de ve SSCB’de otoriterliğin, kapalılığın, baskının ve fakirliğin ideolojisi oldu. Komünizm çöktü.

 

 


[1] Pierre Merlet, SSCB’de Komünist Muhalefet Troçkistler, h20 yayıncılık, İstanbul 2015 s.110

[2] Pierre Merlet, SSCB’de Komünist Muhalefet Troçkistler, h20 yayıncılık, İstanbul 2015 s.130




Bu içeriğe emoji ile tepki ver
2