Zanka

Mehmet Aycan

Twitter Instagram


Mehmet Aycan

Bölüm 1: Orhan ve Meliha - Onu Gördüğüm Zaman

   Meliha ölmeden önce ve mevsim henüz sonbaharken, onunla geçirdiğimiz son mesut günümüzü hala en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorum. Meliha'nın üstünde o çok sevdiği kırmızı bluzu ve altında tıpkı güzel gözleri gibi koyu kahverengi bir etek vardı. Çok sevdiğimden midir bilmem elleri de bir başka güzeldi Meliha'nın. İncecik parmaklarının arasındaki çay bardağını dudaklarına götürüp sanki her yudumu son yudumuymuş gibi dikkatli ve büyük bir iştahla içmişti. Son yudumlarıydı, hastalığı ilerledikten sonra bir daha çay içemedi, bir daha hiçbir şey içemedi.

   On yedi yaşındaydı Meliha, onu sevdiğimde, ben on dokuzumdaydım. Aynı mahallede, farklı gökyüzüne bakardık. Benim gökyüzümde serserilikler, hovardalıklar, nezaketsizlikler gezerdi. Onun gökyüzünü çiçekler basmıştı. Papatyalar. Papatyaları çok severdi. Onu tanıdıktan sonra gördüğüm her papatyaya bir isim verirdim. Bütün papatyalara Meliha derdim, hepsi farklı papatyalardı ama hepsi Meliha'ydı.

   Nedendir bilmem, senelerce aynı sokaklarda oyunlar oynamış, annelerimizin sokak ortasındaki muhabbetlerinde birbirimize eşlik etmiş olmamıza rağmen o genç bir kadın ve genç bir adam olana kadar hiç dikkatimi çekmemişti. Bazen öyle olur, bazen bir şeylerin farkına vardığında çok geç olur. Bilseydim Meliha'nın böyle erken gideceğini o çok merak ettiği uzaklara, onunla daha çok oyun oynardım, annemin kolundan çekiştirmezdim gitmek için, ben de çok daha evvelden çiçeklerle süslerdim gökyüzünü. Bilmiyordum.

   "Orhan, öleceğimi biliyorsun ve her gün yanımdasın, teşekkür ederim sana. Beni sevmezsen artık, benden  vazgeçersen bir şey demem sana, anlarım, ne yapayım, hastalandım işte..." demişti bana o son mesut günümüzde çay içerken.

   "Meliha ben senden vazgeçemem. Vazgeçmem. Ben senin yanında olmaktan başka bir şey de bilmem. Keşke, keşke ölmesek, keşke hiçbirimiz ölmesek, ben seni sevince anladım yaşamak nedir. Hem üstelik bedenlerimiz nedir ki Meliha aşkımızın yanında? Ben seni sevince, yani hani böyle oturuyorsun ya yanımda, hani şimdiki gibi gülümsüyorsun ya bana, içimde bin yaşam doğuyor her saniye. Ama sen öyle deme Meliha, benden vazgeç deme, o zaman ben bin kere ölüyorum." demiştim. Ağlamıştı. O ağlayınca kendime kızmıştım. Mutluluktan demişti. Mutluluktan değildi, Meliha ölmek istemiyordu. Ben hiç istemiyordum.

   Şimdi, mevsim kış, Meliha gideli on gün oldu. Biz nişanlanalı üç ay. Annem biraz istememişti, herkes biliyordu çünkü öleceğini. Yine de annemi ikna etmiştim. Hasta olmasına rağmen dimdik durmuştu yüzüklerimiz takılırken, ölüme inat, yüzüğünü gösteriyordu bana. Defalarca öpmüştüm elllerinden, canım Meliham, nişanlım, güzelim, sevgilim Meliha. Ben hep seninle nişanlıyım.  Şimdi on gün oldu, Meliha'nın annesi beni çağırdı, ben yapamıyorum oğlum dedi ama eşyalarını toplamamız lazım. Burada defterleri var, al senin olsun. Ne yapmak istersen yap.

   Sanki Meliha buradaymış gibi, hemen yanıbaşımdaymış gibi, sanki dönmüş de kağıtlara sinmiş gibi sarıldım defterlere. Neler yazmıştın bu kağıtlara, benden bahsetmiş miydin, neler hissediyordun, bana anlatmadığın, anlatamadığın, korkuların, hüzünlerin, sevinçlerin hepsi var mıydı burada? Annesinden izin istedim, Meliha'nın yatağına uzandım. Üç defterden birini seçtim, açıp ilk sayfasını okumaya başladım...

" Onu gördüğüm zaman heyecanlanır yüzümün kızarmasını engellemek için bambaşka şeyler düşünürdüm Orhan benim ilk aşkımdı ve başka birisini asla sevemezdim onun yanında ve yakınlarında kendimde hissettiğim huzur sanki bir anne ile çocuğuna özel o kutsal huzura yakındı nasıl anlatmalı bilemiyorum sanki bir ağacın bir toprağa bir kuşun bir kanada bir bulutun bir gökyüzüne ne kadar ihtiyacı varsa benim de Orhana o kadar ihtiyacım vardı onu gördüğüm zaman hep yeni bir güne yeni bir hayata başlar gibiydim onunla her şey tanıdık ama bir o kadar da yepyeniydi  aramızda çok yaş farkı olmamasına rağmen bana hep küçük bir kız çocuğu gibi davranır saçımı okşar bu beni hem sinir eder hem de içimi inanılmaz bir coşkuyla doldururdu henüz on iki yaşında bile ona hayran olan ben şimdi on yedi yaşımda onun beni fark etmesi için müthiş bir enerji harcıyorum onun okuldan geliş saatlerini ezberler onun geleceğine yakın anneme bahaneler üretir bakkala diye sokağa çıkardım karşılaştığımız zaman pek yüz vermez bazen ona kaba davranır bazen saçma şakalar yapar ama mutlaka günün sonunda bunun için pişman olurdum sonunda sanırım ilk defa dün başka bir şeyler sezdim bu sefer saçımı okşamadı ses tonu daha sakindi ve omzuma dokundu ve üstelik sanki canımı yakar diye korkarak dokundu müthiş heyecanlandım daha fazla yanında duramadım hızlıca bakkala doğru gittim sonrasını hatırlamıyorum bayılmışım sanırım heyecandan"

 

                                             1. BÖLÜMÜN SONU - DEVAM EDECEK



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
12434