\n\n\n

Zanka

Sizlere tuhaf geldi değil mi, “Allah’a değil, ibadetlere tapınma” ifadesi?

Oysa ibadetler Allah’a tapınma aracı ritüellerdir, değil mi?

Yanıtını basitçe vereyim: “Hayır, hiç de öyle değil aslında.”

Peki, ibadet ne demektir?

Sevgi, ilgi ve tutkuyu, hatta gösterişi abarttığınızda tapınma mercii, o abartılan şey olur.

En abartılı yönelim Allah’a olursa Allah’a ibadet edilmiş olunur.

Eğer peygamberlere karşı duyulan sevgi abartılıp Allah’a ait olan sınır aşılırsa o durumda da peygamber tanrı makamına oturtulmuş, ona tapınılmaya başlanmış olur.

Şayet bir eşyaya tanrısallık tanırsanız o; bir aktöre/ aktriste ilgi, sevgi, alaka, totem seviyesine çıkarılırsa onlar; bir tarikat şeyhine veya cemaat önderine perestiş etme zirve noktalarda ve fetişizm gibi tartışmasızlık üzerine olursa bu mistik şahıslar; bir ülkücünün gönlünde ve ülküsünde bağbuğ diye bildiği kişinin hatırı hakkın hatırından evla ise o başbuğ, bir ilah mesabesinde kutsallık makamına çıkarılmış olur.

Mekke’ye gidenler, hac veya umre ziyaretinde bulunanlar bilir, Kâbe’nin biraz ilerisinde iki nokta vardır, Safa ile Merve adlarında. Bu iki mesafe arasında yürümek (Sa’y etmek) ve yürümenin bir kısmında hervele denilen çabuk adımlı koşuyu yapmak hem haccın hem de umrenin gereklerinden (vacip) bir ibadettir. Safa ile Merve arası yürüyüşün amacı, çocuğuna su bulmak için kupkuru çöl ortamında koşuşturan Hacer adındaki kadının Allah’a olan bağlılığı, tevekkülü ve çabasını biraz da tiyatral şekilde canlı tutmaktır. Fakat benim dikkat çekmek istediğim nokta, sa’y denilen ibadetin gerçekleştiği iki yer, yani Safa ile Merve tepeleridir. Bazı dinî kaynaklarda, az çok mitolojik anlatımı andıran aktarımla denilir ki, Safa ile Merve tepelerinin her birinin doruğunda iki tane put varmış. Esasında bu putlar asırlar önce Kâbe’nin içine girip zina eden bir kadın ile bir erkeğin Allah tarafından taş haline getirilmiş bedenleriymiş. Bir de bunlara isimler takılmış. Kâbe’nin saygınlığına halel getirdikleri için, herkese ibret olsun düşüncesiyle bu iki kişiden biri Safa tepesine, diğeri de Merve tepesine konulmuş. Dolayısıyla, Safa ile Merve arasını yürüyenler, her iki tepeye vardıklarında bunları görüp Allah’a sığınıyorlarmış. Lakin zamanla, ibret alınsın diye Safa ile Merve’ye dikilen taşlaşmış o heykellere tapma dönemi başlamış.

Meselenin masalımsı tarafını bir tarafa bırakalım, işin bize özel hissesine gelelim…

Gerçekte artık dinlerdeki menasık (dinsel ibadetler) ve Allah’ın yapılmasını istediği, ardında ahlaki ve toplumsal yarar hedeflenen emirler ya bırakılmaya yüz tutmuş durumda ya da asıl gayelerinin tersine olarak ibadetler Allah için eda edilmemekte, riya (gösteriş) malzemesi yapılarak ön plana çıkarılmaktadır.

Mesela günümüzde, namaz kılanlardan ziyade, namaza tapanlar türedi.

İnsani erdemi etik değerlerde ve kişisel yaklaşımlarda aramayan birtakım bağnaz dincilerde namaz kılmak, Allah’a yakınlaşmanın tek aracı sanılmakta ve safiyane Allah’a yönelme mantığı yerine, Allah’a tam manasıyla yöneldiği izlenimi vermek için namazlara ilgi yoğunlaştırılmaktadır. Halbuki Kur’an’da namaz kılmayanlar için tek bir tehdit, aşağılama ve lanetleme olmadığı halde, namaz kıldığı halde lanetli işler peşinde koşan namaz tapıcıları aleyhine Maun Suresi’nde tehdit ve azarlama söz konusudur.

Yalnızca namaz mı böyle?

Elbette hayır.

Mesela oruç…

Ramazan Ayında bazı mekânlarda ve ortamlarda oruç tutmayanlar üzerinde adeta terör estirilmesi sizce nedir? Bu manzara, insanların hor görülmesini istemeyip oruçla nefsin terbiye edilmesini amaçlayan Allah’a karşı çıkmak değil midir, yani ona değil de oruca tapmak değil midir?

Muharrem Ayı içinde Aşure günlerinde oruç tuttuğu halde kimseyi rahatsız etmeyen Alevi yurttaşların ibadeti, Ramazan’da kötü örnek sergileyenlerin orucundan daha makbul ve güzel değil midir? Çünkü asıl olan, ibadetin eylemsel tarafından öte niyeti ve sergilenişi değil midir?

Yine mesela, hac ibadeti…

Dünyanın her tarafından gelen çeşitli dil, ırk ve kültüre ait insanların kaynaşma, tanışma ve dayanışma alanı olan hac mekânlarının bugünkü acıklı hali, şatafat ve israfa dönüşmüş harem bölgesi ve milli varlıkların bir şımarık ve saltanat sahibi Suud ailesine peşkeş çekilmesi nedir sizce?

Hac ve umrede ibadet tadından ziyade, hodfüruşluk denilen gösteriş merakı ön plana çıkmamış mıdır? Hac ve umrede tapınılan Allah mıdır, yoksa (samimi dindarları bir yana koyarsak) o kutsal topraklardaki maddeler, objeler ve parasal karşılığı olan materyaller midir?

Artık samimi şekilde sadece Allah’a yönelme olacaksa ve sadece ona ibadet edilmesi gerekiyorsa o halde samimi mümin olma vakti gelmedi mi sizce?



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1