Zanka

Mustafa Solak

Twitter


Mustafa Solak

İktidar, Kanal İstanbul ile ilgili açıklamalarında maddi getiriye ve çevre felaketlerinin önüne geçilmesi olarak bakıyor. Hatta “Kanal İstanbul Boğazlarda, Montrö’de tanınmayan hakları sağlayacak” demişti.

Bunun böyle olup olmadığını anlamak için önce Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ndeki durumu ortaya koyalım. Sonra Lozan ve Montrö’yü karşılaştıralım. En sonunda da Kanal İstanbul’un getirdiği riskler olup olmadığını tartışalım.

Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde durum

1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın eklerinden biri de Boğazlar Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmeyle Boğazlardan serbest geçişin güvenliğini sağlamak amacıyla Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının her iki kıyısı ile Marmara Denizi’ndeki adalar askerden arındırılmıştır. Çanakkale ve İstanbul Boğazları yaklaşık 20’şer km içlere kadar silahsızlandırılacaktı. Boğazlara yapılacak herhangi bir saldırıda, sözleşme hükümleri başkanlığını bir Türk’ün yaptığı Boğazlar Komisyonu adı altında bir komisyon; yani Milletler Cemiyeti tarafından yerine getirilecekti.

Topraklar kendisinin olmasına rağmen Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği sınırlanıyordu. Sözleşmeyle sadece savaş ve barış zamanları için yapılacak düzenlemeler belirlenmiş ama saldırı tehlikesi durumunda ne olacağı belirlenmemişti. Türkiye bir savaş tehdidi hissettiğinde meşrû savunma hakkını kullanamayacaktı.

Montrö Antlaşması’nda durum

1936 tarihli Montrö Antlaşması ile;

a. Türkiye savaştaysa ve kendisini yakın bir savaş tehlikesi karşısında görürse, diğer devletlerin savaş gemilerini isterse Boğazlardan geçirmeyebilecekti. Dahası Türkiye tarafsız ise, savaşan tarafların gemileri boğazlardan geçemeyecekti.

b. Boğazların askerî kontrolü ve savunma tedbirleri tamamen Türkiye’ye bırakıldı. Askersiz alan askerleştirilebilecek ve silahlandırılabilecekti.

c. Boğazlardan geçişi denetleyen Milletlerarası Boğazlar Komisyon kaldırıldı.

Böylece Türkiye’nin boğazlar üzerindeki hâkimiyeti sağlandı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile gemilerin geçişinden ücret alınamayacağından gemiler İstanbul Boğazı yerine kanala yönelmeyecektir. Ülkemizin gelir elde etmesi olası değildir. Gemiler kanala zorlanırsa Montrö ihlal edilmiş olur ki bu dengenin bozulması ve yukarıda saydığım (a, b,c ) hususların değiştirilmesine kapı aralar.

Montrö’nün tartışılmasının tehlikeleri

Peki Montrö tartışmaya açılırsa Türkiye’nin isteklerini kabul ettirme ihtimali nedir?

Montrö dönemindeki gibi Hitler’in, Mussoli’nin Avrupa’yı savaşla tehdit ettiği uluslararası koşullar olmadığı için Avrupa’nın Türkiye’yle arasını iyi tutmaya ihtiyacı yoktur.

Rusya, Bulgaristan ve Romanya’yı NATO’ya kaptırdı ama Gürcistan ve Ukrayna’yı kaybetmemek için savaşı göze aldı. Kanal İstanbul, Rusya’yla Türkiye’yi karşı karşıya getirir. Rusya Karadeniz’i ABD’ye kaptırmak istemez.

Türkiye Doğu Akdeniz’de AB ve ABD ile mücadele içindedir. ABD Nemesis ve Noble Dina, Türkiye Mavi Vatan tatbikatlarını yapmıştır. ABD, sondaj çalışmalarımızı engellemektedir. Ege ve Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge ilgili sıkıntılar devam ediyor. Libya ile varılan antlaşmaya karşı çıkıyorlar. Ekonomimizin yapısal sorunları, FETÖ, PKK ile mücadeleyi de düşündüğümüzde ulusal ve uluslararası durum ülkemizin lehine değildir.

Kanal İstanbul, vatan savunmasını zora sokar

Kanal İstanbul’ a şu gerekçelerle karşıyım:

1. Montrö ihlal edilmiş olur ve şu anki uluslarası dengede Monrö’den avantajlı antlaşma kabul ettirmek olası değildir.

2. NATO ve ABD Karadeniz’de gücünü arttırarak enerji yollarını, Rusya’nın ve İran’ı daha yakından kontrolüne almaya çalışıyor. Bu, ülkemizi Karadeniz’e kıyı, Asya ülkeleri ve Rusya, İran ile karşı karşıya getirir.

3. Tehlikeli maddeleri taşıyan gemiler nedeniyle bu gemileri kanala yönlendirmek tehlikeyi kanala taşımaktır. Tehlike değişmiştir. Üstelik artıyor. Çünkü kanalın genişliği boğazdan dar olacak. Kaza, yangın, deprem gibi afet durumunda insanlara, doğaya, kanala zararı artacaktır. Gemi yan döndüğünde kanalı tıkayan geminin taşıracağı tuzlu su tarım arazilerini çoraklaştıracaktır.

4. Sazlıdere Barajı ve Terkos Gölü’nün etkilenmesiyle birlikte ÇED raporunda da ifade edildiği üzere yılda 32.7 milyon metreküp su kaybı olacağı uzmanlarca belirtiliyor.

5. PYD/PKK’yi tanklarla takviye eden ABD’nin Karadeniz’e yerleşmesine izin verilemez. Proje, Türkiye, FETÖ ve PKK üzerinden ABD’ye karşı vatan savunmasını zorlaştırır; belki de başarısızlığa uğratarak parçalanmanın önünü açar.

Türkiye, Rusya gibi Karadeniz’e kıyı ülkelerle, bütünlüklerini korumak amacıyla işbirliğini geliştirmeli ve ABD’nin Karadeniz hayallerini tamamıyla bitirmelidir.

Bu koşullarda Montrö’yü tartışmaya açmak yanlıştır.

NOT 1:  Lozan ve Montrö Antlaşmaları üzerine iftira ve çarpıtmalara dair kitap hazırlığındayım. Soru ve fikirlerinizi epostama ([email protected]) iletebilirsiniz.

NOT 2: 12 Kasım Pazar günü 15:00’te Cumhuriyet Kadınları Derneği Şişli şubesinin Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kanal İstanbul ve Montrö” başlıklı panelde Emekli Tümamiral Mustafa Özbey ile konuşmacıyız. Bekleriz.




Bu içeriğe emoji ile tepki ver