Zanka

İrem Eres Aycan

Twitter Instagram


İrem Eres Aycan

Huzursuzluk, mutsuzluk ve anarşi kol geziyordu Türkiye’nin dört bir yanında. Takvimler 1980’i gösterdiğinde her şey daha da karanlık olmuştu. Kardeş kardeşi vuruyor, dostlar küsüyor, gençler okumayı bir kenara bırakmış fikir çatışmalarında sürükleniyordu.

Tüm bu kasvete rağmen elbette insanların küçücük şeylerden bile mutlu olabildiği günlerdi o günler… Aybikem de kendini mutlu etmeyi başarabilenlerdendi. Mecidiyeköy’ün en sevdiği esnaflardan biri olan döşemeci Erdoğan’ın kıymetli eşi, 3 evladın biricik annesiydi… Görücü usulü evlenmişlerdi Erdoğan’la. Ama hala “ben onu çok sevdim” derken sesi titrer. Dönemin kasveti ve az gelişmişliğine rağmen karı koca sinemalara tiyatrolara gidiyorlar, gece olunca yataklarının tam karşısındaki pencereden gökyüzüne bakıyor sohbet ediyorlardı. Aybikem’e göre Erdoğan devrinin çok ilerisinde bir adamdı. Devrinin çok ilerisinde yaşayan o adamı o devir yok edecekti henüz kimse bilmiyordu. Takvimler 10 Mart 1980’i gösterdiğinde sabah her şeyden habersiz uyandılar. Aybikem,  Erdoğan’a öğlen yemeğe gelip gelmeyeceğini sorup işine yolcu etti. Evde garip bir huzursuzluk gerginlik hakimdi. Küçük çocuklar babalarına gitmek istiyor en büyük ablaları Mihriban’a ise onları sakinleştirme görevi düşüyordu.

Sonra… Mecidiyeköy’de garip bir hareketlilik başladı. Evlerinin önünden insanlar koşarak bir yere doğru  gidiyordu. Erdoğan’ın evimin neşesi dediği Mihriban, bütün neşesinin ömürlük yok olacağı yere doğru ilerliyordu. Babasının dükkanının olduğu pasajın önü yığınla insan doluydu. Kalabalığı yarıp olay yerine yaklaştıkça bütün pasajın boydan boya kan olduğunu gördü. “Babam nerde!?” diye haykırıyordu. Oradakiler Erdoğan Abilerine ne olduğunu elbette biliyorlardı fakat abilerinin evinin neşesine nasıl anlatabilirlerdi?

Ülkücülermiş. Pasajda sahibi solcu olan kahvehaneyi taramaya gelmişler. Erdoğan o gün “yapmayın oğlum” diyerek ayağa kalkıp saldırgana yönelmese muhtemelen yaşayacakmış. Zira dükkandaki tek delik, görev bilincindeki katilin Erdoğan’ı durdurmak için ateş ettiğinin tek ve net kanıtı… Çırağı Niyazi yere yatarak sağ kurtulmuş… Mecidiyeköy ayaktaydı. Ölen herkese üzülünüyor ancak herkesle arası iyi olan herkese ucundan kıyısından iyiliği dokunan döşemeci Erdoğan Abinin ölümü kendi ailesinin bile tahmin edemeyeceği bir yankı uyandırıyordu.

Ölüm haberi almak üstelik bunca yakının birinin haberiyse ölmekle eş değer. Babasının evinin neşesi Mihriban ağlayan annesini teselli ediyor bir yandan da kardeşleriyle ilgileniyordu. Geri kalan hayatının nasıl geçeceğinin sinyalleri başlamıştı. Baygınlık geçiren annesi morga babasını teşhis etmeye gidemezdi. İş başa düşmüştü. 15 yaşında alt komşuları Şahap Dede ile titreyen dizleriyle morga doğru ilerliyordu. Her gördüğünde içini açan babacığı bu defa ömrünü derin bir kasvete boğmuştu. Kanlı bir poşette teslim edilen eşyaları da aldı evin yolunu tuttu. Mihriban, Şahap Dedeyi hiç unutmadı. Çünkü böyledir. İnsanlar en zor anlarında yanlarında olan kimseyi unutmazlar.

Ertesi gün Mecidiyeköy’de bütün dükkanlar kepenk kapattı. Erdoğan Abi öldü! Kolay mı? Cenazede Erdoğan’ın ailesinin bile tanımadığı nice insan öz babaları abileri ölmüşçesine gözyaşı döküyordu. Mihriban bitkin ama gururluydu. Mecidiyeköy o gün Erdoğan Abisini toprağa verdi…

Aybikem uzunca bir süre evde gördü Erdoğan’ı. Ona göre hiç gitmemişti. Bir daha evlenmedi. Kendisini 3 çocuğuna adadı. Ne zaman Erdoğan’dan söz açılsa hep ağladı. Mihriban kanlar içindeki pasajda ölen çocukluğunu ve gençliğini babasını teşhis ettiği morgda bıraktı. Bir ömür annesi ve kardeşleriyle ilgilendi. Babasının evinin neşesi artık o evin direğiydi. Her şeyden habersiz Cemile ve Hasan hatırlayabildikleri kadarıyla babalarını hep çok sevdiler, hiç unutmadılar. Erdoğan Abiyi onu tanıyan kimse unutmadı. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben 10 Mart 1980’de anarşiye kurban gitmiş, mezar taşında şehit yazan, Mecidiyeköy’ün kıymetli abisi döşemeci Erdoğan’ın asla tanıyamadığı ilk ve tek torunuyum.



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
31