Zanka

İsmini ilk kez duyduğumuzda hayatımızı bu denli yakından etkileyebileceği aklımızdan geçer miydi? Hem anlaşılmaz hem korkunç hem de bilinmeyen bir hastalık bu koronavirüs dedikleri…

Hem anlaşılmaz hem korkunç hem de bilinmeyen bir hastalık bu koronavirüs dedikleri… Bir de adının önüne “yeni” diye sıfat konuyor: “Yeni Koronavirüs Hastalığı!” Şu ana kadar ülkemizde resmi rakamlara göre beş bini, dünyada ise on milyonu aşkın vakayla birlikte 500 bini aşkın insanın ölümüne neden olan… Ancak benim burada öncelikle vurgulamak istediğim nokta, bir virüs hayatımıza girdiğinde ondan sadece onun tanımını öğrenmediğimizdir. (Gerçi bu virüs hayatımıza gireli neredeyse dört ay olmasına rağmen hala tanımlanabilmiş değil ya o ayrı bir konu.) Hayati tehlike oluşturmasından ve hayatımızı kısıtlamasından dolayı onu merak ediyor ve tanımaya çalışıyoruz. Örneğin normal bir grip virüsünün sonunda yaşadığımız gribal durumları göz önüne alırsak, gribin tanımına bakmamışızdır bile. Çünkü insan hayatında gripten yaşanan ölüm vakaları daha az sıklıkla ve zamana yayıldığı için ve ayrıca koronavirüs gibi bir anda hayatımıza girip direk bir etkisi olmadığından bu vakaları genelde önemsememişizdir. Doğal olarak önemsenmeyen olaylar daha az korkutuyor insanı. Öyleyse koronavirüsün en önemli gerçeği, korkutucu olmakla birlikte zamanla onunla yaşamaya alışmamız ve sağlıklı kalabilmek için ondan sakınmamız gerektiğidir. 

Koronavirüs, her ne kadar yaşlı nüfus için öldürücü olduğu söylense de, genel olarak insan soyu için son yılların en büyük tehdidi gibi görünüyor. Hatta bir asırdır en fazla insan kaybına neden olan 1. Dünya Savaşı ve sonrasında başlayan İspanyol gribinden sonra üçüncü büyük olay olduğu söylenebilir mi acaba?

VİRÜSÜN GÖRÜNMEYEN NEDENLERİ

Konuyu farklı bir perspektiften değerlendirmek, düşüncemi bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünü çerçevesinde yorumlamak gerekirse… Evrenin işleyişinin çeşitli bilimsel yasalarla belirlendiğini ve bu belirlenmiş olayların zorunlu sonuçları olduğunu öne süren bir öğreti olan determinizm akla kaos teorisini de getiriyor. Kaosun sözlük anlamı düzensizliği, karışıklığı ve rastlantısallığı akla getirse de determinizmle olan ilişkisine baktığımızda rastlantının içindeki neden veya nedenleri bulabiliriz. İnsan davranışlarında olsun yaşadığımız olaylarda olsun nedensellik ilkesine bağlı olarak belli nedenler belirli sonuçları yaratabilir. Bu bağlamda nedenselliğin felsefeyle ilişkili görüşü determinizmin açıklamasını 18. YY.da yaşayan Fransız matematikçi ve gökbilimci Laplace yapmış ve bu açıklamasına göre, “Evrenin şu anki durumunu geçmişin sonucu ve geleceğin sebebi olarak görebiliriz” demiştir. Böylelikle evrenin bir parçası olan dünyamızda zorlu bir süreç yaşamamıza neden olan koronavirüsün sonuçları olacağı gibi nedenleri de mevcuttur. Rastlantısal olarak gördüğümüz her olayın ardında olduğu gibi bu olayın ardında yatan bazı gözle görülemeyen nedenler olabileceğini düşündük mü? Corona virüs için daha erken alınacak tedbirlerle ülke insanı daha az etkilenebilirdi; bu görünen bir nedendir. Ama asıl vurgulamak istediğim, bu olayda daha derin ve insani nedenler olabileceğidir. Örneğin kelebek etkisine göre yaşamı var eden döngü, dünya üzerindeki tüm canlıların birbiriyle ilintili olması ve her şeyin birbirine zincirleme olarak etki etmesidir. Koronavirüsün tüm dünyayı etkilemesi de, bir kelebeğin önemsiz saydığımız herhangi bir kanat çırpışının bütün dünyayı saran bir kaosa neden olabilmesi gibidir. Bu virüs ortaya çıktığından beri bir parçanın bütünü nasıl etkileyebildiğini en açık örnekleriyle görmüş olduk. Bu virütik yayılım ve aslında her yüzyılda belki de bir kere olabilecek böylesine olağanüstü bir olay neden olmuştur?

ÖĞRENİP ÖĞRENEMEDİKLERİMİZ

Corona virüsün gerçek bir yaşam tehdidi olduğunu anladığımız günden beri alınacak önlemlerden en önemlisi birbirimize yaklaşmamak oldu. İnsan ilişkilerinde belli bir mesafeyi, uzmanların tavsiye ettiğine göre yaklaşık iki metre olmak üzere, korumamız gerekiyor. O zaman yaklaşmamamız gerek elbette, diye düşünmüş olabilirsiniz. Evet, uzak kalmalıyız birbirimizden, bir süre daha… Hastalık bitene kadar uzak kalmalı ama uzaklaştığımız süre boyunca neden uzak kaldığımızı da düşünmeliyiz. (Ya da şu ana kadar düşünmüş olmamız gerekirdi.) Bugüne dek bireysel çıkarlarımızın toplumsal çıkarların önüne neden bu denli öne çıktığını düşünmeliyiz. Yediden yetmişe, bir toplum olarak ve tüm dünya olarak düşünmeliyiz bunu. Bu virüs bir gün gelir, geçer ve biter. Ancak insanın içindeki kendi çıkarları için başkasını ateşe atma virüsü geçer mi örneğin? Eğer insan isterse bugünden başlanabilir bu etkiye. Çünkü bir kelebeğin kanat çırpışı bile tüm dünya için etkili olabiliyorsa, insanlığın toplumsal bilince sahip çıkan yaklaşımıyla çevresine de örnek olabileceğini düşünüyorum. Bireysel stoklamalar ve kısıtlamalar bizi virüsten, hastalıktan ve ölümden belki korur ama tek başına kaldığımız bireysel yaşamı nereye kadar götürebiliriz? Büyük resmi görebilmek için bireysel değil toplum bilinciyle düşünmemiz gerekiyor. Birbirimizden uzak kaldığımız bu süreçte hatırlayıp özlediklerimiz olmuştur mutlaka: Sosyalleşme sürecinde sohbet etmek, birbirimize sarılmak ve paylaşım gibi değerler… En önemlisi de sağlık olmadan hayatın duracağını öğrendik. “Her işin başı sağlık” sözünün önemini günlük hayatta pek fark etmeyen bizler için Atalarımızın her dediğinin doğru olduğu ispatlandı. Koronavirüs deneyimiyle sağlığın kıymetini tarihe geçecek bir kayda sahip olarak öğrenmiş olduk.     

Böyle bir toplumsal afet ya da salgın durumunda bireysel ve toplumsal önlemlerin yanında toplumu bilinçlendirecek en önemli varlık kuşkusuz ki devlet yönetimidir. Biz ülke olarak, dünyadaki gelişmeleri de dikkate alarak, Haziran ayında yeni normal bir hayata geçtik. Ancak bu yeni normalde tedbirleri doğru uygulayabiliyor muyuz? Henüz bulaşıcılığı geçmemiş ve aşısı bulunmamış bir hastalıkla karşı karşıyayız. Bu zor sınavı bireysel ve toplumsal olarak geçebilsek bile devlet yönetimi sınıfta mı kalacak yoksa geçecek mi, sürecin sonunda daha net görebileceğiz. Ancak sürecin sonunu görmeye de gerek yok. Çünkü yüz yıllık bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıllardır devletine vergi veren vatandaşlarına zor ve kısıtlı bir süreçte bile destek olamaması, o devlet yönetiminin sınıfta kalmış olmasına çoktan yetiyor. Zor zamanlarda insanların birbirini daha iyi tanıyacağı gibi toplumun da kendilerini yönetenleri pandemi sürecinde daha iyi tanımış olduklarını düşünüyorum. Çoğunluk toplum bilincinin en azından bunu öğrenmiş olmasını umuyorum.  

 

 

 



Bu içeriğe emoji ile tepki ver