\n\n\n

Zanka

İbrahim Doğan


İbrahim Doğan

KENTSEL “ELKOYMA” MI DÖNÜŞÜM MÜ?

İstanbul’u da büyük ölçüde etkileyen 1999 Ağustos Marmara Depremi olunca deprem bölgesinde, özellikle de İstanbul’da yaşayan yurttaşlar büyük panik yaşadı, uzun süre evlerine girmedi bulabildikleri parklarda çoğunlukla da kaldırımlarda geceledi.

Bu süreçte başta TMMOB olmak üzere ilgili kurumlar ve bilim insanları başta kamu binaları olmak üzere İstanbul’un binalarının yeni deprem yönetmeliğine göre güçlendirilmesi, yenilenmesi, altyapısının revize edilmesi vb. konuları gündeme taşıdılar. Bu çabalar toplumda karşılığını buldu ve tartışmalar geniş bir kamuoyu oluşturdu.Depremin yarattığı panik bir süre sonra yerini önümüzdeki 25-30 yıl içinde olması kuvvetle muhtemel İstanbul depreminin yarattığı kaygılar aldı. Şehirdeki yapı stoğunun kalitesi düşünüldüğünde bu kaygıların oldukça yerinde hatta geç kalmış olduğu anlaşılabilir.

Tabii bu arada bu depremi fırsata çevirmek isteyenler de bir yandan iktidarla işbirliği içinde, kent yoksullarını, ilk yerleştikleri zaman kentin dışında olan ama yıllar içinde yeni kent merkezlerine dönüştüğü için arsa değeri artan bölgelerden “kentsel dönüşüm” gibi manipülatif isimler verdikleri “proje”lerle sürüp buralara el koyma planlarını devreye koydular. Diğer taraftan iktidar tarafından  “DEPREM FONU” adı altında halktan toplanan milyarlarca lira paralarda amacı dışında  yok edildi. Halka bunun hesabı verilmedi kimsede hesap sormadı.

Mevcut iktidar kendi belediyeleri aracılığı ile kendine muhalif belediyeleri de TOKİ ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı marifetiyle aşarak kentsel dönüşümü bir manivela olarak kullanıp kendi yandaş sermaye gruplarına bu yolla kaynak aktarma faaliyetine girişti.

Yıllar geçtikçe dramatik bir şekilde deprem korkusu yerini kent yoksullarının evlerinden olma, kent dışına sürülme kaygıları aldı, tartışmalar da şehrin rantlarının paylaşımı-el konulmasına kaydı. Muhaleetin ağırlıklı kısmı da dahil olmak üzere “rant” kavramı kamuoyu tarafından toprakta kendiliğinden oluşan değer olarak algılandığı için “kentsel dönüşüm” konusunda tutum alınırken kafalar karışıyor.

Halktan yana, adil, katılımcı belediyecilik iddiasında olanlar öncelikle şunu düşünmelidir; 30-40 yıl önce şehrin çeperlerine gecekondu yaparak yerleşen ve sanayi işletmelerine ucuz iş gücü sağlayan bu insanlar uzun yıllar suyu evlerine mahalledeki tek çeşmeden kovalarlaa taşıdı, elektrik alt yapısı yoktu, işe gitmek, şehre inmek için toplu taşıma duraklarına kilometrelerce yürümek zorundaydı, yakında okul ve hastane gibi kamu hizmeti veren kurumları yoktu.

İşte rant, bu insanların uzun yıllar bu koşullara katlanarak bu bölgelere hayat vermesiyle, sonuçta nüfus artışı nedeniyle talep yaratarak oluşturdukları “değer”dir. Ayrıca süreç içinde çıkarılan imar afları ile buraya yerleşen yurttaşların hukuki olarak ta kazanılmış bir hak sahibi olmaları söz konusudur.

Dolayısıyla sözkonusu bölgelerde herhangi bir imar uygulaması yukarıdaki gerçekleri gözönüne alan temel şehircilik planlamasına uygun olmalıdır. İlle de hak sahibi yurttaşlardan bir bedel talep edilecekse bu bedel rayiç bedel üzerinden değil yerleşimin olduğu dönem üzerinden olmalıdır. Aradaki fark, bu yurttaşlar tarafından zaman içinde “ödenmiş” durumdadır.  Veya  ila bir bedel alınacaksa  bu 2981 ve 3290 sayılı  imar af kanunun 9. Maddesinde belirtildiği gibi emlak vergi beyanına göre  ve yasal taksitlendirme yapılarak alınmalı .Burada gözetilecek önemli konu mümkünse uygun miktar alanın yeşil alan olarak ayrılmasıdır.

İbrahim DOĞAN

İnşaat Mühendisi

CHP İBB Eski Meclis Üyesi

 



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
5