Zanka

Mehmet Aycan

Twitter Instagram


Mehmet Aycan

Uzun sürmüş bir gecenin sabahında sigara içerek karşılıyorsun yenilenen umutlarını. Yine de ağzında buruk bir tat, ciğerlerin dolu, öksürüyorsun. İçtiğin ucuz tütünden olmalı. Kalitelisini almaya paran yetmiyor. İtiraz etmiştin başta, topraktan yetişen zehri bile ateş pahası yaptılar diye demediğini bırakmamıştın ama buna da alıştın sonra, yine de ciğerlerin inkâr ediyor seni. Alışan ciğerlerin değil ruhun çünkü.

   Yaz geldi. Coşkulu bir topluluk yok artık yazı karşılayan. Hava gereğinden fazla sıcak. Küresel ısınma falan dinleyecek halin yok bu kadar dert arasında. Yine de bir ağaç arıyorsun etrafta, esecek, seni az da olsa rahatlatacak. Ruhsuz, renksiz apartmanlar dışında hiçbir şey yok mahallende. Nefes alamıyorsun ama buna da alıştın.

   Hiç olmazsa tatile giderim demek isterdin. Diyemiyorsun. Masraf. O da masraf. İki seçenek var önünde. Ya kredi çekip tatile gideceksin iki hafta ve bütün sene onu ödeyeceksin ya da bu sene de evde oturacaksın. Yine de annen ve baban geliyor aklına. Onlar hiç tatil yapmadı. Bir şeylerle kendini avutmalısın. Buna da alıştın.

   Bugün Pazar, kahvaltıyı dışarıda etmek isterdin. Belki bir deniz kenarında, belki de denize yakın bir yerlerde. Kahvaltıdan sonra orta şekerli bir kahve. Sonra biraz soluklanıp akşamüstü biraları. Hop, 200 liralık oldun bile. Saçmalama diyorsun, kendine kızıyorsun. Kendine kızdığın için bir daha kızıyorsun kendine. Ne istedin ki? Bir kahvaltı, bir kahve, iki-üç bira. Bu bile fazla geliyor sana. Yine de vazgeçiyorsun bu düşüncelerden. Kitabını alıp bir parka doğru yol almak istiyorsun. Kitaplar da pahalı belki ama parklar bedava, şimdilik.

   Şimdi dayanılmaz sıcağa rağmen attın kendini sokağa. Evde durmak istemedin, durursan düşüneceksin. Düşünürsen senin canın sıkılacak. Canının sıkılmasını istemiyorsun. Yine de karşına çıkan bir dilenci kadın bozuyor tüm bu olup biteni. Yabancı bu ülkeye. Yanında üç çocuk. Dilenecek kadar Türkçe öğrenmiş. Ne zamandır burada acaba? Bu halde olmayı ister miydi? Neden kaçtı kendi evinden, yurdundan, komşusundan? Siyasiler. Siyasiler demek kolay diyorsun. Senin hiç mi payın yok? Hadi evden kaçtın, şimdi nereye kaçacaksın? Düşüncelerinden kaçabilir misin? Üstelik sen değil miydin iki yıl önce, onlar da bırakıp kaçmasın mücadele etsin diyen? Kendinle yüzleşmen gerektiğini biliyorsun. Şimdi cebinde duran bozukluklarını ona versen aklanacak mısın? Rahatlayacak mısın? Bu yüzsüzlüğe de alıştın. Sen kötü biri değilsin belki ama alıştın işte.

  Kurtuldun o kadından. Şimdi son sürat parka doğru gidiyorsun. Biraz kitap okuyup kaçacaksın bu sefer her şeyden. Parka yakın, ünlü caddede eylem kalabalığı var. Bak, birileri mücadele veriyor diyorsun. Hem olan biteni kaçırmamak için hem de onlardan biri gibi gözükmemek için mesafeni iyi ayarlaman lazım. Kalabalık çok bir şey istemiyor. Aslında hiçbir şey istemiyorlar. Sadece eşitlik, özgürlük istiyorlar. Var sayılmak istiyorlar. Yine de polis göz açtırmıyor onlara. Kalabalık dövülüyor, gözaltına alınıyor. Sen olan biteni izliyorsun. Üzülüyorsun ama. Cinsel tercihmiş, yönelimmiş, bunları neden konuşuyoruz diyorsun? Kim kalabalığı “onlar” yaptı? Kim kalabalığı “diğerleri” yaptı? Sen yapmadın, biliyorsun. Yine de mesafeni ayarladığın an, senin için kalabalık “onlar” oluyor. Bunu anlamalısın. Kalabalık polisler kadar kalabalık değil. Sen bir adım atsan, kalabalık daha kalabalık olacak. Korkuyorsun. Korktuğun an yeniliyorsun. Yenildikçe kötülüğe alışıyorsun.

   Buradan da kaçıyorsun. En iyisi eve dönmek diyorsun. Zaten sıcak. Bahanen hazır. Bahanelerin hep hazırdı. Eve giden bir aile görüyorsun. Yalan yok diyorsun kendi kendine. Bir ailen olsun istersin. Öteden beri hep istedin. Sevgili bir karın olsun. O da isterse 5 çocuk. Hep kalabalık bir aile isterdin. Belki evrimseldi, belki başka nedenden. Ama hep istedin. Şimdi ne aklın alıyor, ne sosyal durumun. Belki tek bir çocuğun bile sorumluluğu çok geliyor sana. Gelmeli de zaten. Ama konu bu değil, biliyorsun. Belki ileride durumun düzelecek. Ona rahat bir hayat sürdüreceksin. Üstelik ona özgür bir hayat da vadediyorsun, bu konuda kendinden eminsin. Ama toplum özgür olmadıktan sonra birey özgür müdür? Ya çocuğun “onlar”dan olursa? Durabilecek misin yanında? Polislere karşı gelebilecek misin? Polisleri bırak. Komşuna karşı gelebilecek misin? Mesafeni kime karşı ayarlayacaksın? Bir an önce eve gitmelisin.

   Artık evindesin. Güvenli alanın. Tabi eğer ev sahibin seni çıkarmazsa. Ev almak aklının ucundan bile geçmiyor. Bir hayatın üçte birini harcadın, ev hayali bile kuramıyorsun… Kafanı dağıtman lazım. Televizyonu açıyorsun. Haber kanalları. Hep aynı yüzler. 100 adam, 20 kadın. Senin kaderini belirliyor durmadan. Sen, onlarla birleşmediğin için… Yine aynı adam, ağzından nefret sözcükleri eksik olmuyor. Üniversiteli gençlere takmış kafayı, kendi üniversitelerinde yetersiz birini istemedikleri için düşmanmış gençler ülkeye. Sen, onlarla birleşmediğin için… Şimdi de kendi gibi düşünmeyenlere bağırıyor. İlle de benim ırkım diyor. İlle de benim dinim diyor. Ondan olmayanlara vatan haini diyor. Kapatırız sizi diyor. Sen, onların yanında olmadığın için…

  Kapatıyorsun televizyonu. En iyisi uyumak diyorsun. Sıcak bitene kadar uyumalısın. Rüyanda özgürsün şimdilik. Belki “onlarla” olursun. Ama unutmamalısın; kimse bir günde delirmez. Çok uyumamalısın.

 

  

  



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
72