Zanka

Mustafa Solak

Twitter


Mustafa Solak

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi meselesi Atatürk bağlamında ele alınırken şu sorular gündeme getirildi:

Ayasofya’yı müzeye dönüştüren Bakanlar Kurulu kararnamesindeki imza Atatürk’ün mü?

Birileri Atatürk’ün imzasını mı taklit etti?

Atatürk, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesini istemedi mi? Yoksa bir kısmının mı tamamının mı müzeye dönüştürülmesini istedi?

24 Kasım 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla müze olmasına karar verilen Ayasofya cami, 1 Şubat 1935 tarihinde müze olarak halka açıldı.[1] Atatürk olan bitenden haberliydi. Atatürk’ün 6 Şubat 1935’teki Ayasofya'yı ziyareti, 7 Şubat 1935’te Son Posta gazetesinde şöyle yer aldı.[2] 

Müzenin giriş ücreti 11 kuruş olarak belirlenmiştir. Müzeler idaresinin şehrin çeşitli semtlerinde duran Bizans medeniyetine ait mimari eserleri tespit ederek Ayasofya’ya kaldırılacağı ve Ayasofya’nın büyük bir Bizans müzesine dönüştürüleceği vurgulanmıştır. [3]

Neden müzeye dönüştürüldü?

1930’lu yıllarda sadece Ayasofya değil başka dergah ve camilerin de müzeye dönüştürülmesi söz konusu. Burada amaçlanan Türklerin sanata, tarihe ne kadar sahip çıktığını göstermek. Bunların arasında Topkapı Sarayı, Konya’daki Mevlana Dergahı, Ayasofya’nın tamir edilerek müzeye dönüştürülmesi, Ankara’daki Etnoğrafya Müzesi’nin oluşturulması bunlar hep bu kapsamda yapılmış çalışmalar.  1929 yılında Ayasoya’yı ziyaret eden Atatürk, caminin harap halden kurtarılmasını istemiş, 1931’de Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Bizans Enstitüsü müdürü Bizans mozayiklerini ortaya çıkarması için Thomas Whittemore’ya izin verilmiştir.

 

Ayasofya’nın müzeye dönüştürüleceği gizli değil

24 Kasım 1934’te 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesiyle Ayasofya, müzeye dönüştürülüyor.[4] Fakat Atatürk’ün, soyadını aldıktan sonraki bilinen imzası küçük a’nın yerine imzanın büyük A’lı olması nedeniyle sahteliği ileri sürülüyor. Dolayısıyla bu kararın Atatürk’ten gizli olarak alındığı iddia ediliyor.

 

Oysaki karardan önce müze yapılacağı halkın da bildiği bir şey. 9 Eylül 1934 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki “Ayasofya müze oluyor” haberinin içeriği şöyleydi:

“Ayasofya’nın tamamının Bizans eserlerine ve eski asara [eserlere] mahsus müze haline ve Sultanahmet camisinin de bir kütüpane haline ifrağı [dönüştürülmesi] kararlaştırılmıştır.”[5]

 

21 Eylül 1934 tarihli Son Posta gazetesindeki haberde de müzeye dönüştürüleceği şu şekilde yazılmaktaydı:

“Müze haline konması kararlaştırılan Ayasofya mabedinin tamiri için keşifler yapılmaktadır. Camiin tam manasile tamir ve müze haline konması için yüz bin lira kadar bir para lazımdır.”[6]

İsmet İnönü’nün “Atatürk’ün kararı” ifadesi

İngiltere’de yayınlanan The Financial Times gazetesi İnönü’den Atatürk hakkında yazı istemiştir. Bu makale, 5 Şubat 1937 tarihli Cumhuriyet ve 8 Şubat 1937 tarihli Ulus'ta yayınlanmıştır. The Financial Times'in Türkiye Eki için hazırlanan makale, Ulus'ta “Atatürk’ün bir kaç hususiyeti” başlığıyla, Cumhuriyet’te ise "Kemal Atatürk Türk Cumhuriyetini yaratan" başlığıyla yayınlanmıştır. İngilizce makalenin Türkçe’ye çevirisi Ulus gazetesinde daha anlaşılırdır.

5 Şubat 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Atatürk hakkında bir yazı yazmaklığım teklif edilmiş bulunuyor" diyor. Yazısında Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinin Atatürk’ün kararı olduğundan şu şekle bahsediyor:

“Kültür sahasında, bütün hakikatlerin belli olması için, Atatürk’ün Ayasofya’yı Bizans asarına [eserlerine] aid bir müze haline ifrağ [dönüştürme]  hususundaki kararı da gösteriyor ki o, bu gibi işlerde son derece geniş bir düşünce ile hareket etmektedir.”[7]

 

İnönü 8 Şubat 1937 tarihli Ulus gazetesinde de şunları yazıyor:

“Bu memleket, toprağının bir köşesinde, Bizanstan veya Romadan yeni bir eser bulcaklar diye korkardı. Şimdi toprak altından yeni eserler çıkarmağa kendisi çalışıyor, Son Alacahöyük kazıları, Tarih Cemiyetinin teşebbüsüdür. Neticeler şimdiden dünyanın dikkatini celbetmiştir. Ayasofyanın Bizans eserleri için müze haline konulması bilmem ki, tefsire [yoruma] muhtaç mıdır? Atatürk’ün geniş ve yüksek fikrini... Toleransını, hakikat arayıcılığını... Ve memleketin içtimai ve ilmi bünyesinde vücude getirdiği hayırlı istihalenin [gelişmenin] derin izlerini, hiçbir şey bu sade misal kadar belirtemez.”[8]

Görüldüğü gibi başbakan İsmet İnönü daha Atatürk hayattayken Atatürk’ten gizli bir karar alınmadığını; aksine Ayasofya’yı müzeye dönüştürme kararının kendilerinden önce Atatürk’e ait olduğunu belirtiyor.

 

Kararname sahte mi?

Sözkonusu kararnamenin sahteliğini öne sürenlerin gerekçelerinden biri Resmi Gazete’de ve mevzuata dair diğer yerlerde yayınlanmamış olması. Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu Bakanlar Kurulu Kararnamenin gerçek olmadığını şöyle iddia ediyor:

“1924 Anayasası'nda 'kararname çıkarma' diye bir hüküm yoktur. 'Tüzük çıkarma' vardır. Bunun da Cumhurbaşkanınca imzalanması şartı vardır. Bu kararnamede Soyadı Kanunu'nun Resmi Gazete'de yayımlanmasından önce böyle bir imzayı Atatürk'ün attığı iddia ediliyor. Atatürk soyadı ile attığı iddia ediliyor. O gün yayınlanan bir karar bile olsa Resmi Gazete'de yayınlanmadan yürürlülüğe giremez. Dolayısıyla Atatürk'ün böyle bir kanunsuzluk yapması mümkün değil. Kararname'nin birinci sayfasında, Kanunlar Müdürlüğü yazıyor, ikinci sayfasında Muamelat Müdürlüğü yazıyor. Bu da ciddiyetsiz bir yaklaşımdır.”[9]

Aslında kararnamelerin hepsinin Resmi Gazete'de yayımlanması zorunluluğu yok. 1924 Anayasasında da kararnamelere ilişkin düzenlemek yok. Araştırma yapmak üzere Thomas Whittemore’ya verilen izne dair 7.6.1931 tarihli Bakanlar Kurulu kararında da “kararname” yazmaktadır. 24.11.1934 tarihli kararname kanunsuzsa 7.6.1931 tarihli kararname ve diğerleri de kanunsuz olmalıdır. Halaçoğlu bunu iddia ediyor değil ama sonuçta bütün kararnameler için böyle bir durum ortaya çıkıyor. Dahası “Burada kullanılan imza gerçek değil. Bir el bunu müze haline getirmiş ve Atatürk'e mal etmişler. O tarih için Atatürk ismi geçince kimse itiraz edemez diye düşünmüşler. Böyle bir sahtekarlık var işin içinde. İki-üç gün sonraki kararnamelerde yuvarlak 'A' harfi ile atılmış Atatürk imzaları bulunuyor”[10] diyen Halaçoğlu, başka kararnameler çıkarılabildiğini ima etmiş oluyor ki bu durum “1924 Anayasası'nda 'kararname çıkarma' diye bir hüküm yoktur” ifadesiyle çelişir.

Tüzükle ilgili 1924 Anayasası'nın 52. maddesi şu şekildedir:

“Bakanlar kurulu, kanunların uygulanışlarını göstermek yahut kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere içinde yeni hükümler bulunmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyle tüzükler çıkarır.

Tüzükler Cumhurbaşkanının imzası ve ilaniyle yürürlüğe girer. Tüzüklerin kanunlara aykırılığı ileri sürüldükte bunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.”[11]

Devlet Arşivlerinde yaptığım araştırmada kararnamelerin tümünün Resmi Gazete’de yayınlanmadığını tespit ettim. Örneğin 24.11.1934 tarihli müzeye dönüştürme kararnamesine yakın tarih olan, 22.11.1934 tarihli  “Antalya sıcak iklimler istasyonu için alınacak tohumun dövizi hakkında kararname”[12] ile 22.11.1934 tarihli “Yugoslavya’da toplanacak Afyon Kongresi ve uzak şark tetkik seyhatine katılacak heyete döviz verilmesi”[13] kararnameleri de Resmi Gazete’de yayınlanmamıştır.

 

 

Kimileri kararın 2762 sayılı Vakıflar Kanuna aykırı olduğunu belirtiyor ama kanunun tarihi 5.6.1935. Yani karar kanundan önce alınıyor.

Kararnamedeki Atatürk imzası sahte mi?

Yusuf Halaçoğlu imzanın Atatürk’e olmadığını ileri sürerek şunları belirtiyor:

“Burada kullanılan imza gerçek değil. Bir el bunu müze haline getirmiş ve Atatürk'e mal etmişler. O tarih için Atatürk ismi geçince kimse itiraz edemez diye düşünmüşler. Böyle bir sahtekarlık var işin içinde. İki-üç gün sonraki kararnamelerde yuvarlak 'A' harfi ile atılmış Atatürk imzaları bulunuyor. Buradaki ise köşeli 'A' ile atılmış. Bunun benzeri yok ve başka hiçbir yerde bu imza yok. Böyle imza olmaz. Bunun mürekkep tahlilinin yapılması gerekiyor. Atatürk, Ayasofya'nın iç kesimlerinin ibadetten çıkarılmasını kabul etmiyordu.”

Dahası “Henüz resmiyet kazanmamış soyadıyla Atatürk'ün resmi evraka imza atacağını nasıl düşünebilirsiniz?”[14]

Ayasofya Kararnamesi’ndeki Atatürk imzasının sahte olduğunu iddia edenlerin dayandıkları hususlar şöyle:

1) Atatürk’ün “K. Atatürk” imzasına Ayasofya Kararnamesi’nden başka bir belgede rastlanmıyor.

2) Atatürk soyadının 27.11.1934 tarihinde Resmi gazetede yayınlandığı için Atatürk’ün küçük a’lı “K. atatürk” imzasınınancak bu tarihten itibaren geçerli olduğuna dikkat çekiyorlar.

Mustafa Kemal Paşa’ya “Atatürk” soyadı Ayasofya kararnamesinin imzalandığı gün olan 24.11.1934 tarihinde verilmiştir.[15] Atatürk, söz konusu kararnamedeki imzasını, Resmi gazetede yayınlanmasını beklemeden, kullandığı anlaşılıyor. Bu normaldir. Atatürk, soyadını metin içinde kullanmıyor, imzasını kullanıyor. Herkes dün attığından farklı imza atabilir. Dolayısıyla geçerlilik imzaya değil soyadının kullanımına ilişkindir.

Atatürk’ün, soyadını almadan önceleri de bu imzayı kullanmıştır. Örneğin bu imzayla 8.11.1934 tarihinde Konya Milletvekili Naim Hazım’a, “Ülkü Onat” soyadını önermiştir.[16]

 

Atatürk imzasının sahte olduğunu, sonradan atıldığını düşündüğümüzde şu sorular ve sorunlarla karşılaşılır:

1) Karara imza atan Başbakan İnönü ve bakanlar, imzanın sonradan başkasınca atıldığını; dolayısıyla sahte olduğunu bilmiyorlar mıydı?

a) Biliyorlarsa böyle bir sahtekarlığa neden alet olsunlar?

b) Diyelim ki Atatürk’ün imzası, Atatürk’ün ölümünden, İnönü’nün ve bakanların görevlerinden ayrıldıkları veya öldükleri zamandan sonra atıldıysa, aradan çok yıllar geçmesine rağmen böyle bir sahtekarlığa neden gerek duyulsun?

Halkın tepkisiyse; yukarıda gösterdiğimiz gibi Ayasofya'nın müze olacağı, karardan önce basına yansımış; dolayısıyla halkın ve Atatürk’ün bilgisi vardır. Halkın tepkisi düşünülse o vakit düşünülürdü. Atatürk de müdahale ederdi. “Zaten müdahale etti” diye sunulan anı ise Atatürk’ün müzeyi, açılışından 5 gün sonra ziyaret etmesiyle geçerliliğini korumamaktadır. Dahası 1937 yılında İsmet İnönü, gazetelere yansıyan makalesinde Ayasofya'nın müze yapılmasının esas kararının Atatürk’e ait olduğunu belirtiyor. Atatürk buna müdahale etmediğine göre kararda onayı vardır.

3) İmza; dolayısıyla kararname sahteyse;

a) Bu sahtelik sadece Atatürk’ün imzasıyla mı sınırlı? Yoksa Başbakan İnönü’nün ve bakanların imzaları da mı sahte?

b) Sahtelik sadece Atatürk’ün imzasıysa neden bakanlarınki de sahte değil?

c) Sahtelik, imzası olan herkese aitse İnönü ve bakanlar da bu sahtekarlığa ortak mı?

d) Ortaksa sahte kararnameye neden ihtiyaç duysunlar?

e) Ortaksalar Haloçoğlu’nun “O tarih için Atatürk ismi geçince kimse itiraz edemez diye düşünmüşler” iddiasını ele aldığımızda, Atatürk’ü neden ikna edemesinler veya Atatürk’e rağmen karar alamasınlar? Atatürk hükümet tasarruflarına sürekli müdahil olan biri mi?

Amaç Atatürk’ten gizlemekse; kararname resmi evraklar arasına konduğuna göre bir şekilde memurlardan biri Atatürk’e haber verecektir. Zaten müzenin açılışı halka gazeteler yoluyla duyurulmuş. Atatürk’ten gizlense ne olur gizlenmese ne olur!

Zaten Atatürk de 6 Şubat 1935’te ziyaret etmiş ve Yeni Asır gazetesine 7 Şubat 1935’te aşağıdaki görselde görüldüğü gibi yansımıştır.[17] Gizlilik mi kaldı!

f) Atatürk sahteliği biliyor da ses çıkarmıyorsa veya olanın farkında değilse Atatürk’ün güçsüz ve ülkeyi yönetmekten aciz olduğu ima edilmiş olur. Bunu destekleyecek başka hangi veriler vardır ki iddia ikna edici olsun?

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci bir yazısında “Gerçekte böyle bir bakanlar kurulu kararı olmadığı; sonraki Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafından düzüldüğü ve yalnızca 1947’de hazırlanan eski eserler mevzuatı adlı broşürde yer aldığı”[18] rivayetini aktarmaktadır ama bu broşürü okuduğunu belirtmemiş, kaynak da sunmamıştır.

Atatürk’ün kurtuluş savaşında ve cumhuriyetin başlarında niyetlerini söylerken, uygularken temkinlidir ama 1930’lu yıllarda olanlardan habersiz ve/veya gücünün zayıf olduğu söylenemez. Dahası İsmet İnönü, Atatürk’le uzun yıllardır çalışmaktadır ve birçok milli mücadele kahramanın zihinse kavrayışı yetmeyip Atatürk’ten uzaklaşmasına rağmen, birlikte mücadele devam etmiştir. Diğer bakanların pek çoğu da böyledir. Dolayısıyla Atatürk’ten gizli yapmalarını gerektiren husus yoktur. Hasan Âli Yücel böyle bir şeye tek başına tenezzül etmiş olsa, o esnada yaşayan İnönü ve diğer bakanlara bu kararnameden bir şekilde bahsedilirdi.

Kararlar Müdürlüğü-Muamelet Müdürlüğü şeklindeki farklılık nereden kaynaklanıyor?

İlk sayfada Kararlar Müdürlüğü, ikinci sayfada Muamelet Müdürlüğü yazıyor. Farklılığın nereden kaynaklığını ben de bulamadım ama bu durum hemen imzanın sahteliğine yorumlanamaz. Devler Arşivlerine telefon açmama rağmen bilgi alamadım” diyor. Yüz yüze gidip görüşeceğim.

Atatürk Ayasofya'nın iç kısımlarının müze yapılmasına karşı mıydı?

Atatürk ibadete kapanmaması için Ayasofya'nın iç kısımlarının müze yapılmasına karşı mıydı? Ayasofya’nın iç kısmı ibadete açık mı kaldı?

Yusuf Halaçoğlu Atatürk'ün Ayasofya'nın müze olmasına değil Ayasofya'nın iç kısımlarının müze yapılmasına karşı çıktığını şöyle iddia ediyor:

"Müze yapılması isteniyor. Bunun için de o tarihte Ayasofya'nın çevresindeki döküntülerin temizlenmesi kararlaştırılıyor. İzin çerçevesinde bu çalışmalar gerçekleştiriliyor. Atatürk de ziyaret ediyor, beğeniyor. Fakat sonunda bir heyet kuruluyor. Bu heyet içerisinde yer alan kişiler Ayasofya'nın tamamının müze olmasını istiyorlar. Şükrü Kaya, Atatürk'ün bu konuya çok kızdığını anlatıyor. Bunlara inanmayıp romanlara bakılarak tarih yazılmaz. Tarihçilikte bu yoktur. Ardından 1945 yılında Şükrü Saraçoğlu, kendisine sorulan soruya yönelik olarak 'Elbette temizlik yapıldıktan sonra orası ibadete açılacaktır' diyor. İç kısımlarının camiden çıkarılmadığını, müze yapılmadığını burada zaten söylüyor.”[19]

1945 yılında Şükrü Saraçoğlu’nun basına verdiği demeci bulduk ama bu konudan bahsetmiyordu. İddia edenler kaynak göstermeli.

“Atatürk ibadete kapanmaması için Ayasofya'nın iç kısımlarının müze yapılmasına karşı mıydı?” sorusunun yanıtını aslında makalemizin başlarında verdik. Tekrarsak 9 Eylül 1934 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Ayasofya’nın tamamının müze olacağı yazılıdır:

“Ayasofya’nın tamamının Bizans eserlerine ve eski asara [eserlere] mahsus müze haline ve Sultanahmet camisinin de bir kütüpane haline ifrağı [dönüştürülmesi] kararlaştırılmıştır.”[20]

Hâkimiyeti Milliye gazetesinde de Ayasofya'nın tamamının müze olacağı belirtilmiştir. [21]

Dahası 1 Şubat 1935 tarihli Akşam gazetesinde halılar ve eşyaların tamamıyla kaldırıldığı, cami olarak kullanıldığını göstermek için yalnız mihrabın bırakıldığı[22] belirtilmektedir ki, bu da müzede ibadete uygun bir ortamın kalmadığını göstermektedir.

Ayasofya’nın müze olmasından sonra halılarının bir kısmı Edirne Selimiye Cami’sine gönderilmiştir.[23] 10 Şubat 1935 tarihli Son Posta gazetesindeki halıların Selimiye Cami’ne döşendiğinden bahsedilmiştir.[24] Bu, iç kısımlarda ibadetin olmadığını gösterir.

Atatürk tamamının müze olmasına karşı olsa bu yazılara itiraz eder ve Ayasofya’da 1935’te de ibadet edilirdi. “İbadet devam etti” diyenler resmi belge olmasa da gazete haberi sunarlarsa iyi olur.

“Kılıç Hakkı” eski çağların zihniyetidir

Ben, Ayasofya’nın ibadete açılmasına taraftar olanlardan kimilerinin gerekçesi Ayasofya fetihle; yani kılıçla alınmasıdır. Bundan dolayı Ayasofya üzerine her türlü kararı vermek bu fetihle meşrudur ki buna “Kılıç Hakkı” denir. Bu kavram imparatorlukların feodal kültürlerinin olduğu çağda söylenmiştir. Şimdi kılıçlar değil bilim hükmünü yürütmektedir ve bu kavram milli devletler çağına ait değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ümmetten değil Türk milletinden oluşmaktadır.  Dolayısıyla Hristiyanlığın ve İslamlığın yansıtıldığı Ayasofya, insanlığın ortak mirasıdır ve müze olarak korunmalıdır.

 

MUSTAFA SOLAK

[1] “Ayasofya Müzesi Dün Açıldı”, Son Posta,2 Şubat 1935,  s.2.

[2] Son Posta, 7 Şubat 1935, s.3.

[3] Akşam, 28 Ocak 1935, s.1, 4; Milliyet, 2 Şubat 1935, s.1, 7;

[4] Karara Devlet Arşivleri’nin sitesine üye olduktan sonra sayfasından ulaşılabilir. https://katalog.devletarsivleri.gov.tr/Sayfalar/eSatis/BelgeGoster.aspx?ItemId=56857&Hash=29BB13FF4578096DED4BC844FB48BCC713037DC8147EF20B0A18F30EB354E667&Mi=0

[5] “Ayasofya müze oluyor“, Cumhuriyet, 9 Eylül 1934, s.3.

[6] “Ayasofyada Müze Yapılmak İçin 100 Bin Lira Lazım”, Son Posta, 21 Eylül 1934, s.2.

[7] İsmet İnönü, “Kemal Atatürk Türk Cumhuriyetini yaratan”, 5 Şubat 1937, Cumhuriyet.

[8] İsmet İnönü, “Atatürk’ün bir kaç hususiyeti”, 8 Şubat 1937, Ulus; İsmet İnönü (Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşiler 1933-1938), TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 2013, s.269.

[9] Hande Nayman, 11.6.2020, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/prof-halacoglundan-carpici-ayasofya-iddiasi-kararname-ve-ataturk-imzasi-gercek-degil-41538600

[10] Agm.

[11] https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.htm

[12]https://katalog.devletarsivleri.gov.tr/Sayfalar/eSatis/BelgeGoster.aspx?ItemId=56781&Hash=7F18D5BE1B1981E2274CCDDC1F978A98DBAFF4B34B4F099A607FF090DD77ED5F&Mi=0

[13]https://katalog.devletarsivleri.gov.tr/Sayfalar/eSatis/BelgeGoster.aspx?ItemId=56881&Hash=40F745F6EA49C85B6C4EE77376C221F5FA73637ED47B4373E0FD93B556D20C6E&Mi=0 

[14] Nayman, agm.

[15] TBMM Zabıt Ceridesi, c.25, İçtima 4, İnikat (Bileşim) 7, s.35. 24.11.1934. Kanun no:2587.

[16] Naim Hazım Onat, “Atatürk Soyadı Üzerine Bir Kaç Hatıra”, Ulus, 3.12.1949’dan aktaran Cengiz Özakıncı, “Atatürk Soyadı Konusunda Uydurmalar ve Gerçekler”, Bütün Dünya, Mart 2017, s.19.

[17] Yeni Asır, 7 Şubat 1935, s.3.

[18] Ekrem Buğra Ekinci, “Turistik endişeler mi? Atina’nın şantajı mı?
AYASOFYA CÂMİİ NEDEN KAPALI?”, 
9.1.2013, http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=431

[19] Nayman, agm.

[20] “Ayasofya müze oluyor”, Cumhuriyet, 9 Eylül 1934, s.3.

[21] Hâkimiyeti Milliye, 8 Eylül 1934, s.1.

[22] Akşam, 1 Şubat 1935, s.1.

[23] “Ayasofya’da müzeler idaresi hazırlıklarını bitirmek üzere”, Son Posta, 5 Ocak 1935, s.2.

[24] “Ayasofya’nın halıları Selimiye Camiine döşendi”, Son Posta, 10 Şubat 1935, s.2.

 



Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1